19 Ekim 2016 Çarşamba

Oje Sepeti | Blog

Merhaba, blogspot yasağı kaldırılmış sanırım. Yakında buralar yine vızır vızır ziyaretçiden geçilmeyecek anlamına geliyor bu. Vuuuuu! Bilmeyen de günde 5000 kişi giriyor falan sanır. Oysa işte ben giriyorum, bizim Ahmet, sizin Ayşe falan giriyor :) Neyse yasak falan derken ortalık dağıldı biraz toparlayalım blogu. Madem yine blogspot tıpkı 2008'deki gibi Digitürk denen sansür kurumunu yendi blog tanıtımlarıyla bunu kutlayalım istedim ben. Hem de çok güzel bir blog ile. Hem de daha taze fırından yeni çıkmış, dumanı daha üstünde bir blog ile :)


Blogun Adı: Oje Sepeti

Evet, blogun isminden de anlaşılacağı üzere bir oje olayı var blogda. Daha önce buna benzer bir konsept ile karşılaşmamıştım ben. Güzel bence. Yani bir kız olsam böyle bir blog olsa böyle hayırsever bir blogcu ojelerini, oje ile ilgili bilgileri, beğendiklerini beğenmediklerini anlatsa bana hemen takibe alırdım. Oje yahu, şunun şurasında hepimiz yani siz hepiniz, ben değil, oje süren insanlarsınız (kızlarsınız). Ben mesela oje sürmeyen ya da özensiz süren kızları hemen parmak ile gösteriyorum. "Aaa kıza bak ojesini gördün mü Necati, allah başa vermesin o ne öylee aaa O_o"

Blogun sahibi kim derseniz. Çok güzel bir insan. Yıllardır severek okuduğumuz blogculardan. Daha önce bu sayfalarda da hem eski blogculardan (şimdi yok:D) Babegazelle'nin yazdığı yazıyla Bilinçsiz Karalamalar blogundan (pek güzel) hem de Senin Annen Bir Melekti Yavrum isimli bir diğer konsept blogundan bahsetmiş olduğumuz Tuba. Hangi Tuba derseniz hangi tuba olacak vizonetele tuba olacak değil ya tivitirtuba hehe :) Biliyorum çok komiğim :/

Evet güzel Tuba blogunu peki bize nasıl sunmuş, hani aklında hala soru işareti olanlar varsa aranıza Tuba'nın tanımı ile eminim vazgeçecekler bu inatlarından. Evet Tuba sendeyiz:

"Onlarca ojesi olduğu halde her gördüğü ojeyi rengine bakmaksızın alma hastalığına yakalanmış bir kızın dramını aktaracağım sizlere. Okurken gözyaşlarınıza engel olamayacağınız, her oje manyağının arşivinde bulunması gereken bir başyapıt bu. Kısaca bir oje hastasının blogu... Evet ukturk sendeyiz yeniden."

Ya böyle işte. Umarım uzun soluklu bir blog olur. Olsun hatta. Böyle belli bir konuya eğilmiş bloglar pek güzel bence. Hem oje ihmale gelmez, genç kızların Tuba'nın önerilerine ihtiyaç duyacağını düşünüyorum. Hatta duyduğuma göre Tuba'nın blogunu okuyup ojesini değiştiren bir liseli kızımızın kısmetleri açılmış. Teklif üstüne teklif alıyormuş. Oje işte ihmale gelmiyor. Mesela be bile şu yaşıma geldim ukturk kadınlarda önce nereye bakarsın derseniz önce ojesine bakarım güzel mi diye. Güzel değilse ıhhh valla olmaz. Oje de oje.

Neyse çok gevezeleştim yine ben, gideyim. Taşırmadan oje sürmeler olsun efenimm, hemen kurusun, aşk olsun meşk olsun :P

18 Ekim 2016 Salı

Her yerde "kar" var, ah le yar yar...

Merhaba, blogların hala kapalı olduğu şu günlerde kendimiz çalıp kendimiz söylediğimizden mütevellit, yeni yazı dizisi denemeleri yapmak için çok ideal böyle şeker gibi pamuk gibi ortam var. (cümle devrik oldu sanki, olsun önemli olan insanlık) Hatta bu boşlukta çok iğrenç ötesi espri denemeleri yapmak istemiyor da değilim hani. Ama daha cesaretimi toplayamadım, inşallah bu blog onu da görecek, neler görmedi sevgili blog severler. Sarışın gördü, esmer gördü, kızıl bile gördü... Neyse efendim yeni yazı denememin adı falan yok ama Yani kısa kısa maddeler halinde anadolunun bağrından kopup da gelen notlar, bilgilendirici detaylari öneriler, çapsız komiklikler falan olacak. Ve her yazıda farklı bir konseptimiz olacak. Ana konu diyebiliriz :) Bu muhteşem ötesi fikir nereden aklıma geldi derseniz rüyamda gördüm, (ne kadar yalancıyım ben bile inanmadım ama siz inanın). Evet başlayalım!

Ana konu (anakonda): KAR

- Ankara'lılara tavsiyem gece yatarken şu şekilde dua etmeleri. Yoksa bu lanetten kurtulamayacaklar bir ömür boyu. Elleri açmak suretiyle "Allahım lütfen 06MelihGökçek başkanım milletvekili olsun, o bunu hak ediyor, ülkemizin onu ihtiyacı var. Ankara'daki görevini tamamladı gitsin artık, lütfen lütfen yaa ağlarım bak" demeleri onların Melih'ten tek kurtuluş yolları. Yoksa "Yollar tuzlanıyor, inanmıyorsan tat istersen" cümlesini daha çok duyup ama karda kışta yolda kalmaya devam edeceksiniz. Siz kendinize bakın İstanbullular derseniz biz alışığız yolsa kalmaya, kaderimize boyun eğdik ama siz yapmayın bari kurtarın kendinizi:P (Hımm tuz da birinci kaliteymişşş)


- Bu İzmirlilere üzülüyorum ben vallahi. Antalya'da bunun içine giriyor aslında. Yaz aylarında herkesin gözdesi olan, gençlerin aralarında "abii gel İzmir'e gidelim denize falan gireriz, iki kız keseriz falan, Isparta kesmiyor artık" gibi konuşmalara sebep olan bu güzide iki şehrimiz kış aylarında özellikle kar yağdığında adam yerine konmuyor. İzmir'e yağan kar İzmir'deki soğuk (hava 8 derece üşüyoruzZzZ) hep fasülyeden saylıyor. Ben İzmirli olsam alınırım arkadaş, bizde de üşüyoruz az da olsa bize de yağdı kar diye söylenirdim. Resmen ayrımcılık. Buradan tüm İzmir'li kızlara sesleniyorum. Soğuk kış günlerinde yanınızdayım, korkmayın yalnız değilsiniz bana anlatabilirsiniz kar yağışını... Canlarım benim.

- Bir de kar yağınca klasik haber biçimi nedir biliyor musunuz. Bisküvi denince akla hemen onun adı geliyorsa, kar deyince de bu haber şekli geliyor akla. "Evet bir yerde denize girerlerken, bir yerde kara kış hüküm sürüyor sayın seyirciler" Bence adalet değil bu. Toros'da kar yağsın Anamur'da ayva çiçek açmış yaz mı gelecek türküsü söylensin. Arada 40 km var lan ayıp. İşte o haber!! Hiç yakıştıramadım Anamur halkına, ben onlardan toroslara çıkıp kar yağışına maruz kalan dostlarına destek olmalarını, kameralara önünde "Ankara'daki ve İstanbul'daki dostlarımızın çilesini paylaşıyoruz" demelerini beklerdim. Öyle Anamurumuz güzel demekle olmuyor, bir hediyenizi görmedik daha yıllardır geliriz gideriz. Ancak muz verin, muzdan tiksindim lan!


- Çocukların kar sevinci! Yukardaki çocukları görüyorsunuz. Soğukta yöresel kıyafetlerini giymişler, karın gelişini kurtluyorlar sanırım. Kar sevinci demiş çünkü. Bu fotoğraf Trabzon'un Şalpazarı ilçesinden. Şalpazarı'nın çocukları karı böyle kutluyormuş demek ki. Ne güzel, ne sevimli ama bir o kadar da ilginç. Ya bizim İstanbul'ûn çocukları, aile terbiyesi almamış zibidileri vb.. nasıl kutluyor peki karın gelişini. Evlerin camlarına kar topu atarak.! Buradan o zırzoplara sesleniyorum bakın da örnek alın, öyle kutlanmaz böyle kutlanır kar. Çocuk var çocuk var işte. Biz böyle miydik hiç camlara kar mı atardık, kardan kaleler yapardık içine torpil atardık veya kardan adamın burnu torpil olurdu, fitili yakar kaçardık kafası uçardı, yaratcıydık, usluyduk biz :P
**
Haftasonu ısınıyor havalar. Bir piknik yaparsınız artık bu hafta olmazsa öbür haftaya. Benim yerime de yapın nan çok severim ben böyle şeyleri ama gidecek adam bulamıyorum insanlar entel olmuş arkadaş, nasıl arkadaşlarım var yanlış yerde yanlış insanlarla yaşıyorum :P

Bitti.

30 dolarınız yoksa blog yazmanıza gerek yokmuş?

Merhaba sevgili seray severler flaş bir gelişme ile birlikteyiz. Bir blog gurusunun buyurduğuna göre 30 dolarınız yoksa blog yazmanıza gerek yokmuş! Yaaa öyle yıllardır boşuna yazıyorsunuz oğlum, 30 dolarınız bile yok eheh senden blogcu mu olur ayrıca köy ve kasaba da olmaz. Aha abi al 30 dolar vereyim benim de yazmama gerek olsun demenize gerek kalmadı artık çok geç yavrum.... ıvır zıvır.....

Evet işin geyiğini bırakacak olursak (çok zor oluyor benim için bu geyiği bırakmak, anlatamam size ) .com domaine sahip, bir WP teknoloji blogcusunun şu digiturk sansürü ile ilgili yazmaya çalıştığı yazsının bir bölümünde aynen şöyle demiş. Canım benim!
Siz hala blogspot mu kullanıyorsunuz?

..... Ziyaretçi kaybetmektense taşıyın WordPress’e yada kendinize özel bir domain alın senede 30usd veremeyecekseniz zaten blog tutmanıza gerek yok. Siz blogspot’dan blogunuzu taşıyın yarın blogspot böyle adamlara zaten prim vermeyecektir. Ziyaretçi kaybetmektense kocaman banneri olan free yerlerde yazarım. Ziyaretçi kaybetmeyi daha ne kadar göze alabilirsiniz?

Kalemine, pardon klavyene kurban senin. Biliyor musun şu sansür denen şey en çok senin gibilere yakışır. Çok düşündün mü acaba bu cümleleri yazarken öyle saç uzatmaya benzemiyor değil mi bu cümleleri kurmak veya markaların, sitelerin, onun bunun, kim olursa olsunun düzenlediği yarışmalara katılıp "arkadaşlar iki like atsanız elinize mi yapışır, şu laptop benim olsun" ya da sandalye, telefon, çamaşır askısı, ütü masası... ne olduğu önemli değil bedava olsun da, ne koparırsak o kar bir blogcu olarak. İyi ki sizin gibilerin tek elinde değil bu işler. Yoksa blogger=beleşçilik olacak vallahi. (Bana hediye göndermediklerinden dolayı çamur atıyorum :(( oysa bir telefona ruhumu bile satarım:(( )

Bir de sürekli ziyaretçi kaybetmektense demiş durmuşsun. Her şey ziyaret mi arkadaşım. Yazmak için yazmıyor musun sen, haaa pardon sen blog işini ticarete dökenlerdensin, şu şunu versin bu da bunu biraz google adsense'den damlarsa allah bereket versin, sonrada "I love blog" di mi :P

Ayrıca o 30 usd'yi vermeyen ama her gün bloglarına girip okuduğumuz ne güzel insanlar var sen biliyor musun. Hem de FENOMEN olmuşlar(haha biliyorum ne iğrenç bir kelime ama demek zorundaydım, hbba sen bir fenomensin haha) Hem senin ve senin türevlerin gibi film galası, eşantiyon, hediye peşinde koşmuyorlar, sadece yazıyorlar. Örnek vermeme gerek yok sanırım, her şeyi benden bekleme 30 dolarım bile yok sonuçta, eziğin tekiyim bir blogspot kullanıcısı olarak.

Hımm şimdi sen 30 doları verdin diye ne oldun? En iyisi mi oldun. Sen gel, ben sana her ay 300 dolar vereyim, sen de bırak bu işleri çek elini eteğini blog işinden. Daha güzel olur bloglar için. Sen değil belki ama sana benzerlerin, amirlerin yaptıklarını biliyor musun ben söyleyeyim sana;

+ nokia 1453-10 çıkmış hadi bir inceleme yapalım, iki fotosunu çekeriz, kamerası var desek yeterli olur zaten...
- abi daha hediyesini göndermediler inceleme için, olmaz bedava bedava
+ haklısın Necati olmaz, o zaman bari şu ipad hakkında konuşalım
- ya sansür olmuş blogspot'a onu mu yazsak ki önce
+ boşver ya ipad varken oğlum, hem digiturk küser, TRT kızar falan abileri küstürmeyelim, yemişim bloggerı!
- Heee di mi 30 dolarları yoksa yazmalarına gerek yok zaten ezikler!!
+ ipad 2 vıdı vıdı.. ahey aheyy...

Kısacası Blogger kullanan kitleyi ezmeye çalışmak bence kendi yetersizliğini kapatmak gibi bir şey, domain almaya ne var oğlum, önemli olan insanlık :P Teklifim hala geçerli ayda 300 dolar bağlayayım sana sen de bırak bu işleri, yazma böyle şeyler!

"Kaç kere söyledik biz çocuk sana
Bir türlü kulak asmadın lafımıza
Hadi bırak onları gel yanımıza
Gel gel gel bloggera gel
Bilmiyorsan sana öğretirler
Gel gel gel bloggera gel
Bloggerdakiler kan kardeşler" :P

17 Ekim 2016 Pazartesi

Evde kalmış blogcu kızlar | E sınıfı

Merhaba, daha önceki yazıda da dediğim gibi blogların karanlık güçler tarafından kapatılması yazmamıza engel değil. Blogunu bırakıp giden başka servislerle aldatan bizden değildir. İki cihanda yakası bir araya gelmez:P Neyse bugünkü konumuz blogcu kızlar! Evet blogcu kızlar. Bir daha tekrar etmeme gerek yok sanırım. Ama blogcu kızların bir sınıfı olan E sınıfı "evde kalmış blogcu kızlar" bugünkü inceleme sahamız. Daha sonra diğer sınıflara geleceğiz. İnsanları çeşitli sınıflara sokmaya çok bayılıyorum ben, neden acaba ya eskiden bir ingliz lordu falan mıydım acaba veya en eziğinden Hindistan'da bir parya bile olabilirim:( Önemli olan insanlık sonuçta değil mi ey deretoundan. Evet sınıflandıralım blogcu kızlarımızı sınıf sınıf ayıralım aralarına nifak tohumları serpelim, ne de olsa eskiden bir ingiliz lorduydum iyi bilirm bu işleri. Öhöömm :)


- Evde kalmış blogcu kızlar

Bunu yazmak için çok düşündüm ama şeffaf ötesi bir blog yazarı olduğumdan yazmaya karar verdim. Korkmuyorum:/. Çünkü var böyle bir kitle. Evde kalmış olmanın sıkıntısını blog yazarak gideriyorlar. Yazılarından bunu anlamak gayet mümkün. Bazısı bunu belli etmiyor, "ayy bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum ben, ayrıca daha aradığım tipi bulamadım, şunun kaşı var bunu da gözü var." Hııı yedik bizde yaşı olmuş bilmem kaç hala bir çıtır kız havaları.

Bak ben 27 oldum her gün ağlıyorum bekarım diye göz yaşlarım kurudu, gözlerimden akan yaşlarla havuz yaptırdım kendime yüzüyorum hafta sonları yaa. Erkek adam da sorun olmuyor da evlenmemek, kadınlarda olur ama bu sorun. Evde kalmış derler!:P Blogcusun diye hakkında dedikodu yapmayacaklarını mı sanıyorsun, bloglar arasında bile yapılıyor. Ben kaç tanesinden duydum, ayıpladım tabii ben yapmayın etmeyin yazıktır günahtır dedim ama dinletemedim :) Eş-dost, hısım, akraba arasında olanı söylemiyorum bile...

- Handan ne oldu Handan, evlendi mi o, hani şu Neriman'ın kızı Handan.
* Hangi Handan yahu hemşire, Nazan'ın kaynının kızı Handan mı?
- Evet yaa sidikli Handan yok mu o işte.
* Haa! Yok yok evlenmedi daha, blog mu ne yazıyormuş anası dedi.
- Hehe salak! Blog da neymiş erkeklerle mi konuşuyormuş orada yoksa, vay başımıza gelenler!
* Hee galiba, sonu son değil Allah başa vermesin, bizim de kızımız var, büyük konuşmayalım hemşire!

Haha :)

Bir de bu evde kalmış blogcu kızların beğendiği erkek tiplerini falan inceledim (yıllarımı verdim bu araştırmaya, kimlere gülücük saçmadım beğendiği tipi öğreneceğim diye. Kendimi feda ettim bilim yoluna. Psikolojim bozuldu düzeltecek bayanlar arıyorum. Tel: 0532 444 0 532)

Hımm ne diyorduk. Evet, hep kelleri seviyorlar. Kel. Bildiğin kel. Hani ampül gibi olanlardan. Böyle güneşe çıkınca parlayanlardan. Ayna gibi maşallah hah işte onlardan. Vursan tok bir ses çıkar sanırsın kavun karpuz öyle bir şey. Anladın sanırım. İlginç değil mi, ben de şaşırdım yani böyle gür saçlı, balık burcu, daha genç, işinde gücünde, esmer erkekler varken neden kel arkadaşlar. İnsanın kel olası geliyor bazen sayın seray severler.

Kel arkadaşları sevmediğimden değil, sadece biraz alınları açık o kadar! Ayrıca bu evde kalmış blogcu kızların kelleri seçmesinin nedeni ise çok basit aslında. Diğerleri bakmıyor ondan. Başka şansları kalmamış, ondan seviyorlar. Bu ne sevgi bu ne ızdırap. Ama bir avantajı var kel sevgilinin. Kelinden öpebilir, ısırabilir. Off romantizmin dorukları bu olsa gerek. O diş izleri, o ruj izleri kendimden geçtim sonra tuzlu ayran içtim geçti.

Daha fazla süstlerine gitmek istemiyorum, bu enerjimi D sınıf blogcu kızlarda boşaltacağım. Yakında!!:P Bu yazdıklarım asparagas, oramdan buramdan uydurduğumu sanıyorsuuz değil mi. Çok yanlıyorsunuz çok ben hiç öyle birine mi benziyorum. Beni HBBA gibi veya bidost gibi blogcularla karıştırmayın lütfen. İlkeli ve dürüst blogculuğun sesi, ukturk 2008'den beri...

"We hate bloggers, we are Digitürk" | #blogumadokunma

Merhaba, bundan 2-3 sene önce de blogger düşmanı digitürk'ün engellediği blogspot blogları şu an itibariyle kapılarını yine normal kullanıcıya kapadı. Normal kullanıcı diyorum çünkü blog yazan az çok blogları okuyan arkadaşlarımız ufak tefek değişikliklerle girebilir okuyabilir zaten, o açıdan bir sorun yok. Mesela ben o mahkeme yazısını görmedim hiç google public dns sayesinde. Bu kez ki sansürün mimarı sizi hiç şaşırtmayacak. Digitürk. Ülkemizin en sansürü seven kurumu. Digiturk sansür sever! Sloganlarını bu şekilde düzeneleseler bence harika olur ya da şöyle de olabilir "we hate bloggers, we are digiturk" off bu daha güzel oldu, çok yakıştı:P


Sevgili digitürk kapatma ile ilgili bir de açıklama yapmış, işte burada. Bu kadar tepki geleceğini beklemiyordu galiba. Enngellediği kesim yazan kesim, böyle sesi çok çıkan, haksızlığa gelemeyen bir kesim kısacası koyun değiller. Digitürk 2 kuruş kaazanayım derken 10 kuruş kaybedecek haberi yok. Kendi ipini kendi çekti, ayağını kuruşunu sen sıktın oğlum!!

Açıklamanın başında ("tüm kamuoyunun bildiği üzere, DIGITURK Türkiye Futbol Federasyonu’nun yaptığı ihale neticesinde 321 milyon dolar ödeyerek Süper Toto Süper Ligi maç yayın haklarını almıştır.") böyle demişler. Yani meali şu; "arkadaşım ben o kadar para verdim, hatta fazla verdim:( o yüzden kapatırım sanane, bloglardan banene, topunun...!"

Mesela yurtdışındaki maçlar yabancı sitelerde cayır cayır yayınlanıyor. Hem de nasıl çeşit çeşit. Ama ben hiç duymadm oradaki yayın kuruluşlarının komple bir blogspot veya WP'yi engelleme çabalarını. Onlar salak mı? Digitürk denen şirketten daha da fazla para ödüyorlar hem de. Eeee? Ayrıca digitürk kaçak yayın izleyen insanların blogspot kapatılınca gidip digitürk abonesi olacağını mı sanıyor. Çok beklersin o adama yine girip izleyecek, sen de ehehe engelledim demenle kalacak biraz daha abone kaybedeceksin, marka imajını söylemiyorum bile.

Biz digitürk'ü geçen aylarda kapatmıştık zaten kablotv vardı. Geçtik teledünya'ya bir de. Ohh miss. Hem daha ucuz onda da var bir sürü kanal. Sanki digitürk'ün dandik sinema kanallarını muhtacız, maçı da izlemeyiz ne olacak yani! Herkese aboneliğini sonlandırmasını talep ediyorum. Paket yayın istiyorsanız seçenek çok, dsmart var, teledünya var (ki tavsiye ederim). Böyle sansürcü zihniyetlere para kazandırmayın.

Bir de blogunu WP'ye taşıma telaşında olanları görüyorum, nereye birader, soruyorum nereye!! Hemen bir sıyrılma çabaları. Sonra da ayy blogum kapandı kapanır tabii. Hiç açılmazsa da ben periyodik olarak yazdığım yazılara devam edeceğim, herkesden de öyle yapmasını temenni ediyorum arada maç linki de paylaşırız haha :)

Sonuna kadar blogspot lan! O kadar:P

16 Ekim 2016 Pazar

Merhaba ben ukturk "bu bir ilandır" | vol:2

Merhaba geçen yıl mayıs ayında aha da (ne kabayım ya) şu ilanı vermiş beklentiye girmiştim. Bazı teklifler geldi, değerlendirdim, deneme çekimleri falan yaptım ama olmadı, kısmet bu işler biliyorsunuz. Baktım olmuyor kaderime küsmek yerine yeniden ilana çıkmak istedim. Açık artırma usulü ile yapacaktım ama kuzenimin "olur mu oğlum yaa kaliteyi düşürme hiç anlamıyorsun bu işlerden off" demesiyle farklı bir yöntem denemeye karar verdim. Bugün müstakbel hayırlı kısmetlerime daha önce hiç bahsetmediğim o harika o her kızın hayallerini süsleyen, her eve lazım diye niteledirilen erkek portresini çizmeye çalışacağım. Evet o ben oluyorum, kendimden bahsetmeyi çok sevmem hatta utanırım ama ne yapalım her şey hayırlı bir kısmet için, ne yapıyorsam mutlu bir yuva için. Allahım sen büyüksün bu kez gol olsun lütfen, direklere küstüm yeminle:((


- Öncelikle daha önce de dediğim gözüm dışarda değil. İş gelip giderken arabanın camını bile açmıyorum ki ışıklarda beklerken geçen kızlar yanağımdan makas almasınlar diye, öpen bile oluyor ne diyorsun:(( Kendimi dış tehlikelerden koruyorum yani elimden geldiğince. Niye o alsın ki makas, hayırlı kısmetlerim dururken. Makasla kalsa iyi, makas makası doğruyor :(

- Yılların verdiği tecrübeyle harika bir şekilde ütü yapabiliyorum. O gömleğin kolları, yakaları o kadar güzel, o kadar jilet gibi oluyor ki bazen elimi kestiğim bile oluyor o kadar net, o kadar keskin. Çerçevelet duvara as, sanki bir sanat eseri. Pantolonları söylememe gerek yok sanırım tahmin edebiliyorsun bölünmüş yol gibi değil, öhömm:P

- Yemek de yapabiliyorum. Öyle bir yumurta kırmak, bir makarna yapmak sanıyorsan yanılıyorsun. Bir sarma sararım böyle kalem gibi (Fatih kurşun kalem), parmak gibi (manken parmağı). Karıştırırsın hatta bazen ayy diye bir ses gelir o zaman anlarım ki sarma ile parmağı karıştırmışsın. Elimde değil Allah'ın verdiği bir yetenek işte ne yaparsın. Ayrıca ıspanaklı böreğim de fena değildir, evlenince beraber yeriz bir ucundan sen bir ucundan ben ısırırım, allahım ne kadar romantik:P

- Önemli günleri hiç unutmam. Ne zaman tanıştık, ne zaman ilk el ele tutuştuk, ilk ne zaman göz göze geldik öyle salak gibi(pardon bir birini seven iki aşık gibi olacaktı o!) kalakaldık, ilk buluşmamızda üzerinden ne vardı (kırmızı kazak), sana aldığım ilk hediyeni fiyatı ne kadardı (hiç unutmam ,, şeyy), nişan, pasta, düğün tarihleri falan fıstık işte, anladınız sanırım. Unutmam çünkü hepsini yazarım, ayrıca çok zekiyim o da var tabii, onu atlamamak gerek:P

- Evde kedi, dışarda aslan gibiyim. Yani, evin içinde uyumlu, hayat müşterek esasına kendini adamış biriyken, dışarda karşılacabilecek tehlikelere ve sayıları sürekli artan ite ve çakala karşı bir çita gibi hızlı ve çevik, bir kurt gibi güçlü, bir aslan kadar parçalayıcı olabilirim. Her şey senin için. Ne yapıyorsam senin için yani :( İte çakal yem etmm ulan sevdiklerimi!!
*
Bir ilanın daha sonuna geldik, şimdi bu ilanı okuyanlardan (talip olmak isteyenler hariç) ricam etrafında böyle benim gibi bir erkek arayanlar varsa onlara iletmeleri, paylaşmaları bu mesajımı, bu ilanımı. Çok mu şey istiyorum, sevaptır arkadaş, çocuğumu senin ismini koyarım bak. Handan mı ismin "Handan Su" koyarım mesela, veya Beyza mı "Beyza Nur" koyarım:P:p

Allah utandırmaz inşallah. Amin!

Erdem Yener | film olsun, dizi olsun, başrol oynasın

Merhaba, bugün bir beklentimi dile getirmek istiyorum. Yetkililer şu an fosur fosur uyusalar da veya orada burada kafayı çekseler de önemli değil. Tayyib'in başbakan olduğu ülkenin çocuklarıyız biz, alışığız:P Efendim, şu ülkede kimlere filmler diziler yapıyorlar. Mesela Özcan Deniz'in (ki hiç sevmem) bile başrolden başrole koştuğu ağalı ve bol arabeskli diziler varken neden Erdem Yener kardeşimin bir başrolü yok diye kendimi paralıyorum. Şahan gibi adamlar bile aldı götürdü, Erdem Yener her türlü yapar bu işi. Potansiyel var yahu. Hasta etmeyin beni :)


Tanımayan yok deği mi kendisini. Varsa eğer... şimdi kalksın yerinden, kalk kalk çabuk. Evet! Şimdi pencereyi açıyorsun bak aşağıda bir şey var. Göremedin mi? İyice eğil eğil eğil az sonra çığlık atacaksın sonra derin bir sessizlik. Off kafası üstü! İşte o zaman göreceksin ama babayı haha :) Ayy neyse Erdem diyorduk tanımayanın başına ne haller geliyor görüyorsunuz. Çok feci :)

Aslında bir şarkıcı kendisi ama ben onun daha çok oyunculuğunu beğeniyorum. Bence kariyerini o şekilde çizmeli. Önce reklamlarla taht kurdu kalbimize. Şu dankek reklamlarındaki hali, sonra malum şu sıralar dönen Avea reklamları. Allahım bir insana fasülye olmak bu kadar mı çok yakışır :P Tam bir karakter oyuncusu bence. Mimikler falan harika. Sonra, Atv'nin gazabına uğrayan harika dizi Şen Yuva'da çıktı karşımıza Hasip adı altında. O da bombaydı, hemen benimsedik ailecek. Hatta anneler kızlarına döndü ve dedi "ahh ahh şöyle bir adam bulamadın, bak ne temiz çocuk" :P

Kısacası bu adam iş yapar. Hala bu adama film, dizi teklif etmiyorlarsa yuh diyorum. Daha başka şeyler de demek istiyorum ama bir aile blog olduğumuzdan mütevellit çoluk çocuk okuyor, yakışmaz bize:P Eğer öyleyse, piyasa ölmüş arkadaş, kimse bilmiyor işi. 2-3 baldırı çıplağın elinde demektir bu :) Beni hüzünlere götüren iki şey var zaten bu yalan dünyada.

1. Burhan Altıntop'a neden film çekilmez. Gişe rekorları kıracağı kesin. Salak mısınız oğlum paraya para değil money diyeceksiniz haberiniz yok :)
2. Erdem Yener gibi bir yetenek nasıl göz ardı edilir. Hemen yapacaksın 10 senelik sözleşme sonra sömür, off ya her şeyi ben mi söyleyeceğim :P

Lütfen bunların cevaplarını istiyorum. Erdem Yener film olsun, dizi olsun başrol oynasın. Lütfen bir az kalite lütfen lütfen sevgili yapımcılar. Bıkmadınız mı nan ağa dizisi, köşk-yalı dizisi çekmekten, Bihter'i, Behlül'ü onun bununla yatırmaktan Öfffff! :)

Ne kadar çok çemkirdim, bu ev işleri ben yoruyor biliyor musunuz hımm evet :)

15 Ekim 2016 Cumartesi

Blogleaks 3 | Her Boku Bilen Adam hakkında bilmediğiniz gerçekler!

Merhaba, bugün blog dünyasında sansasyon yaratan Blogleaks yazı dizimizin üçüncüsü ile birlikte olacağız inşallah. Üçüncü yazımız için pek bir kaynak yoktu aslında elimizde ekip olarak ama geçen gün gelen bir ihbar mektubu her şeyi değiştirdi. Ekip olarak hepimiz şaştık kaldık, nasıl olabilirdi böyle bir şey, düşündük acaba yayınlasak mı diye ama sonra şeffaf politikamızdan şaşmamamız gerektiği kararına vardık. Bu iddialar sevilen blogcu, twitter fatihi, her boku bildiğini iddaa eden, fenerli bir arkadaşımızla ilgiliydi, tahmin ettiğiniz sanırım evet o blogcu. "Her boku bilen adam". Kısaca HBBA. Zaten bize ulaşan belgelerde de hep HBBA diye geçiyor ismi. Kod ismi buymuş! Nasıl da gizlemiş kendini vay arkadaş :)


İşte o şok şok FLAŞ FLAŞ iddialar!!

- Küçükken fanatik bir Galatasaray'lı olduğunu biliyor muydunuz mesela. Tam 15 yaşına kadar bir Galatasaray taraftarıymış HBBA. Ama ne olduysa olmuş, lise yıllarında bir kıza aşık olmuş ama kız Fenerbahçe'liymiş. O da kızı etkilemek için fenerli olmuş, peki sonuç kız yine yüz vermemiş ama fenerliliği baki kalmış. Bir kız uğruna neler yapabiliyor insanlar işte görebiliyoruz buradan. Aşkın gözü kör insanı fenerli de yapabiliyor, üzüldüm şimdi yaa zor gerçekten zor GS'liyken fenerli olmak :Pİşte en sağda HBBA'nın hiç bir yerde olmayan GS formalı fotosu, ne kadar da şirnimş, maşallah :P

- Böyle sessiz sakin, efendi efendi durduğuna bakmayın. Ben de hiç sanmıyordum o işlerde bezi yok sanıyordum. Ama öyle değilmiş. Erkek değil mi işte sözünü doğrular bir örnek olacak ama ne yapalım:P HBBA'nın, blog dünyasına ve twitter'a yeni kayıt olmuş daha ürkek ceylan gibi gezinen kimsesi olmayan ve kumral olan güzel kızları çeşitli yollarla tavlamaya çalıştığını biliyor muydunuz. Oysa piyasa benden sorulur, ama bizden de büyükler varmış, saygılar HBBA reis, beğenmediklerini bana gönder biz de sebeplenelim, sevaptır:P Öhömm işte yazıldıktan sonra silinen ama yine de yakalanan o tweet!!


- HBBA'nın bir şok olacağınız özelliği daha. Kendini gizlemek için hep tam tersi hareketlerde bulunmuş. Buna inanamayacaksınız, işte geçmişten bir tweet bu da sonra silinmiş ama biz bulduk!!! Evet kendisi bir Yılmaz Özdil hayranı. Şimdilerde yılmaz şöyle yılmaz ıyyyk dediğine bakmayın, adam hayran yahu. Sonradan ne olduysa birden değişmiş, bilemiyorum artık, belki de yine lisede olduu gibi bir kız meselesi olabilir, ona hoş görünmek için cık cık:P


Daha daha! Daha var ama yayınlamama kararı aldık ekip olarak. Belki sonra işimiz falan düşer, RT'lenecek bir şeylerimiz olur o zaman elimizde bir koz olarak kullanabiliriz diye:P Şantaj değil yanlış anlamayın sadece küçük bir alışveriş olabilir yani, o açıdan diyorum ben :)

Blogleaks 3 bitti. Herkes ayağını denk alacak. Bakın dün burada hakkında yazdığım kaymakam bir blogcu bugün ortadan kayboldu, ona göre! :P

Şarlo*nun Kızı | aynı zamanda Machu Picchu kaymakamı

Merhaba, ne orta doğuda yükselen isyan ateşi, ne Tayyip, ne benzine yapılan zamlar, ne de Galatasaray'ın rezalet durumu umrumda değil şu an. Kendi narin ellerimle demlemiş olduğum tavşan kanı çayımı yudumlayarak blog okuyorum çünkü. Karşımda da televizyon TRT 1 açık Leyla ile Mecnun diye bir dizi var. Güzel bir şey. Evet, daha önce pek okumadığım 2-3 blogu takibe almak suretiyle okumaya başladım , allahım ne güzel şeylerdir onlar öyle :P Onlardan birini burada benim gibi daha onunla yeni tanışacaklara aktarmak istiyorum, umarım beğenirsiniz :P


Blogun Adı: Şarlo*nun Kızı

Blogun İsmi Şarlo'nun Kızı, blogun adresinin açılımı "sürüden ayrılanı kurt kapsın", blog yazarı şirin kızımızın kullandığı nick ise "Machu Picchu Kaymakamı" Nereden baksan bir ilginçlik bir şirinlik olduğunu anlamanız zor değil bence. Blogların yorum bölümlerinde görüyordum Machu Picchu Kaymakamı ismini, ayy ne şeker ne bombastik ne otantik bir isim diyordum ama açıpta ne yazmış bu kız diye okumuyordum, ne hayvanım allahım affet sen :P

Neyse işte bu kazmalığımı Allah yüzüme baktı ve attım, okumaya başladım ve onsuz geçen günlerime lanet ettim. Gülme ihtiyacımı giderdim. Değişik yaklaşımlar edindim. Bir ufkum açıldı sormayın. Fişek gibi oldum. Kendimi 18'lik delikanlı gibi hissediyorum, okudukça açılıyorum redd bull etkisi yaptı ben de resmen. Günlük ve kısa yazıları seven siz blog severlerin gönüllerinde taht kuracak bir blog bence. Tam tadımlık oku ve çık gibi :P Ayrıca "kurşun dökerken ki kurşunu nerden temin ettiklerini merak edenlerin" baş ucu blogu :P

Bir aralar ayrodinamik yar vardı bilenler bilir hala var da gelip gidiyor hep:P İşte onun kadar absürdlü komikli yazmasa da o havayı aldım ben bi kere. Hep boşluğunu hissediyordum zaten şuramda. Kalbimin sağ tarafına yerleşti, çıkmaz artık. Böyle bloga girerken elbisenize falan dikkat etmeyeceğiniz bir blog, böyle bir öğrenci evi havası var blogda. Siz bize biz bize. Pek sevdim :P

Blog yazma serüvenine sabahın altı buçuğunda şu yazıyla başlamış yazarımız. Ne güzel :P

...Şöyle bi gerçek var hayatta 'inanmazsan yalana kanarsın, tektipleşirsin, sürüye uyarsın'.. Herkesten önce ben inanıyorum kendime bu yüzden çok yakınım en gerçeğe...Ben sürüyü es geçip kurdun sofrasını dağıtırım.. Kimsede cesaret kalmadıysa bundan banane!Ben cesurum, ben deliyim, ben doluyum. Hayat belki sadece bugün ve bence sürüden ayrıl kurt kapsın!!!ve ve ve sev kendini başkalarını sevdiğin kadar...

Machu Picchu denilen yerde Peru'da bulunan bir İnka antik şehri. Oranın kaymakamı olan blog yazarımıza ilerde Vali olması için dualarınızı esirgemiyoruz. Cuma günü namaz çıkışı Fatih Camii avlusunda toplanıyoruz, pazar günü de kilise duamız var, işi garantiye almamız gerek:P

Hadi bakalım, iyi bloglar :P
**
**
HOOOPPP!!

Merhaba, dün burada blogda yer vermiş olduğum blogun sahibi kaymakam hanım sandığımdan da manyak çıktı ve blogu zirvede bırakıyorum notu eşliğinde blogunu kapattı. Sonuna da bana güzel dileklerini bırakmış, ben de seni diyorum kendisine buradan:P Blogunu kaldırmasına rağmen hala reader üzerinden ulaşılıyor olması çok kötü bence kaymakam hanım, isteyen blogun adresini blogger kumanda panelinden blog ekle'ye ekleyerek hala izleyebilirler kendisini. Ohhhhhh, okuyun okuyun madem okunmasını istemiyor . Yayalım lütfen hehe :P:p

14 Ekim 2016 Cuma

Evlenilecek Erkek: Balık burcu, 25 yaş üstü ve esmer

Merhaba. Ulvi ve kutsal bir amaç için daha toplaşmış bulunuyoruz. En azından ben şimdi yazmaya başladım yazı bittiğinde siz bu satırları okuyacak "ayy kız Şükran, ukturk ideal, lokum gibi, salata yapmasını bilen, evlenecek erkeği yazmış koş koş" diyeceksiniz. Bu sayede de kulaktan kulağa ve msnden msne yöntemiyle toplaşmış olacağız. Lütfen 20'li gruplar halinde okuyunuz, gürültü yapmayınız sonra komşu bloglar rahatsız oluyor kalorifer peteğine vuruyor, üzülüyorum. Evet sanırım yeterli sayıya ulaştık başlayabiliriz :P

Mart ayına girmemize şurada sayılı günler kala sadece kediler değil insanoğlunda da hareketlenmeler başladı. Bahar geliyor sonuçta. Ondan sonra da yaz. Mart ayı çok önemli bir ay hayırlı bir kısmet bulmak için. Hazırlık aşaması olarak sayabiliriz bu ayı. Biliyorsunuz ki yaz ayı düğün ayı. Yaza kalmadan hayırlı bir kısmet bulup önce hemen bir nişan sonra da "kış gelmeden düğün yapsak ne güzel olur" söylemleri eşliğinde evlilik. 5 ayda mutlu son:P Mart ayında bulunan eş adayı çok hayırlı olurmuş derler bu işin uzmanları. Mart ayı deyince de Balık Burcu öne çıkıyor burada!


Öncelikle damat adayının Mart ayı içinde doğmuş olması ve balık burcu olması gerekiyor mutlu bir evlilik istiyorsanız. Ayrıca 25 yaş üstü balıklar ergen balık burcu olanlarda bazen görülen fazla duygusallıktan sıyrılmışlar tam kıvam gelmişlerdir. Ondan 25 yaş üstü. Esmer; çünkü daha yakışıklı oluyorlar yok ben çirkin seviyorum diyorsanız sarışın bir balık burcu bulabilirsiniz kendinize:P Peki neden balık burcu onu da açıklıyorum, dağılmayın:P

Kibar, nazik ve yardımsever erkeklerdir. Kadınların ruhundan anlarlar. 25 yaş üstü esmer ve balık burcu olan kişi sizi kibarlığıyla, asaletiyle, size karşı olan nezaketiyle başınızı döndürecektir. Eğer hala bir balık burcu erkeği ile münasebetiniz olmadıysa boşuna yaşıyorsunuz. Dünyaya bir daha mı geleceksiniz, ömrünüzü oğlaklarla, koçlarla, doldur boşalt kovalarla geçirmek niye. Herkesin hakkı bir esmer balık burcu erkeği. Sizin de daha eliniz ayağınız tutarken, selülitleriniz çoğalmadan bir esmer balık burcu erkeği elde etmeniz gerekiyor. Karaborsa ona göre:P

İçinizden bazılarının şöyle dediğinin duyar gibiyim. "Amaann bırak yaa benim eski erkek arkadaşım balık burcuydu off off düşman başına, neler çektim bir ben bilirim" Öyle demeyin, o sizin eski erkek arkadaş bizim ideal şartlara uymuyordur. Tamam balık burcudur ama Mart ayı içinde doğmamıştır, 20-28 şubat arası doğmuştur. Ayrıca esmer değildir ve 25 yaş altındadır. Kesin yani! Yoksa imkansız sizi mutlu etmemesi. Bence biraz da kendinizde arayın sorunu şekerim :P:p

Özelliklere dönelim. Hayal güçleri çoook geniştir. Yani kimsenin kalına gelmeyecek şeyler bu adamların aklına gelir. Size öyle güzel sürprizler yaparlar ki "ayy Necati harikasın aşkım 40 yıl düşünsen aklıma gelmezdi, mucuxxx" dersiniz. O yüzden hayatınızı sıradanlıktan kurtulur. Renk gelir yahu daha ne istiyorsunuz:P

Hala mı ikna olmadınız asıl bombayı sona sakladım. Esmer 25 yaş üstü balık burcu erkekleri tutkulu bir aşıktır. Romantik kelimesinin sözlükteki karşlığıdır. Sizin dilinizden anlar, sizinle dizi izler, sizinle alışverişe gider şikayet etmez. Hatta "Necati aşkımm yaa dizim başlayacak derbiyi sonra da izlersin hıı" deseniz o an kapatır maçı dizinizi açar. Sonracığıma size masa kurarken yardım eder, salatayı kesin o yapar, su içeceği zaman "kızz Handan bana gelirken su getir" demez, kalkar kedin alır. O kadar temiz kalplidir, anlatılmaz aslında yaşanır.

Neden anlatttım peki bunları. Blog yazan ve okyan kızlarımızın en iyiyi hak ettiklerini düşündüğümden dolayı yazdım. Aslında bu bilgiyi sadece yakın arkadaşlarıma ve akrabalara veriyordum, sizlerde yabancı değilsiniz diyerekten paylaştım. Umarım aklınızı başınıza devşirir, bir esmer 25 yaş üstü ve balık burcu olan erkek arkadaş edinirsiniz kendinize. Kendinizi heba etmeyin boğayla, aslanla.

İyi balıklar:P

Kelin ilacini buldum, sizin basiniza sürücem. | Bepanthen mucizesi

Merve bir gun rastgele dolastigi bir internet sitesinde hayatinin aski Murat'la karsilasmistir. Tipki Merve gibi yalnizdir O da.. Gec vakitlere kadar yapilan msn sohbetlerinin ardindan bir birlerine daha cok baglanmislar ve artik yuzyuze görusme vaktinin geldigini dusunmuslerdir.. isin büyüsünü kacirmamak icin, daha önce birbirlerini hic görmemislerdir.. Bulusma gunu gelip cattiginda heyecandan yerinde duramaz Merve, guc bela gittigi cafede, gözune ilisen ilk bos masaya oturmustur. Dakikalar gectikce heyecani daha cok artmakta ve kalbinin gumburtusu cafeyi inletmektedir. Tam o esnada iceri Murat girer. Iste o an tepesinden asagi fosuurtttttt diye kaynar sularin dökuldugunu hisseder Merve. Cunku aylardir bekledigi adam KELdir. Geceler boyu giyecegi gelinlik modelinden tutunda, cocuklarinin ismine kadar dusunup hayalini kurdugu adam KELdir KEEELLLL.. Aci gercekler bir tokat gibi carpar kizcagizin yuzune. Ve bir ask hikayesi daha böylece baslamadan biter..

Simdi söyleyin bana Merve'nin yerinde mi olmak isterdiniz, yoksa sirf kel diye terkedilip gururu incinen Murat olmak mi? Hangisi daha kötu?

Aslinda Merve olmakta ayip degil Murat olmakta
Hatta dökulen saclar yuzunden kel olmakta ayip degil
Ama sen kelligini seviyorsun diye, onun da kelini sevmesi sart mi? :p
Peki Murat kel olmasaydi ne kaybederdi Murat'ligindan?

Bu sorularin cevabi bende gencler.. Duruma örneklerle aciklik getireyim derken yirtinmamin esas sebebi asrin mucizesi Bepanthen'in önemini vurgulamakti. Reklam kokan bir yazi olacak ama her sey sizin mutlulugunuz icin..Tabi bepanthen yetkilileri de bu jestim karsisindan ufak bir ödul sunarsa ben de paylasabilirim bu mutlulugu sizlerle. ehuehe :PP



Gelelim zurnanin zirt dedigi yere. Bu önerilerimi kizlarda can kulagiyla dinlesin.

Sac dökulmelerine stres, kansizlik, hava-su degisimi, vitaminsizlik, sampuan ve daha bir cok saglik sorunlari etki edebilir. Ben de Turkiye'ye gittigimde bu saydiklarimin hepsini birden yasayinca avuc avuc saclarim dökulmeye basladi. Her turlu bitkisel sampuani, sac maskesini denedim, hic biri kâr etmedi. Ama ben yilmadim arastirdim ve en sonunda bunu önleyen bir iksir buldum: Bepanthen ampülleri..

Sart degil ama bir araya geldiklerinde oldukca etkili olan E vitamini ampullerini de alirsaniz kesin cözume yaklasmis oluyorsunuz. Tek yapmaniz gereken sey, 4-5 yemek kasigi badem yaginin icine bir tane bepanthen bir tane de e- vitamini ampulu kirip karistirmak ve sadece sac diplerine surup yaklasik yarim saat beklemek. hepsi bu kadar.



Bu ortadaki kremse kucuk yaralardan, yaniklara, pisiklerden basura, catlaklardan izlere varincaya kadar her halta yariyor. Nerenize surerseniz surun oranin suratle iyilesip puruzsuzlestigini göreceksiniz. Ben yuzume ve dudaklarima suruyorum. Isil isil parlamaya basladi cildim. sivilce izi falanda birakmiyor. Öyle bir gecer zaman ki'deki Berrin'in surati gibi putur puturse suratiniz kullanin bence. Ustelik sudan ucuz.. Artik kremlere bir ton para bayilmam, Turkiye'den bepanthen getirtiyorum. Sanirim simdilerde yuz kremi de cikmis bunun onu da e- vitaminiyle karistirip yuze surenler varmis. Etkisini de görmusler, bulursaniz onu da benim yerime deneyin..




Meyveli yogurt gibi kokmayi göze aliyorsaniz bu kremler de vucuda, yesilcay özlu olanda ellere cok iyi geliyor.

Bugunluk bu kadar tiyo yeter. Sorusu olan sorsun. Deneyip hayrini görenlerse sagligima duaci olsun. Adios.

13 Ekim 2016 Perşembe

Bana Her Şey Yakışır

Kanal D'de hafta içi her gün 12:45'te yayınlanmaya başlayan bir program "Bana Her Şey Yakışır" ya da yazım hatasıyla "Bana HerŞey Yakışır".

Blogmania, modayı ve modacıları bağrına basmış bir blog olduğu için bu konuda yazı yazılmasa olmazdı.
Yarışmayı anlatayım biraz:
Her gün bir yarışmacı bir haftada beş yarışmacı yarışıyor. Her gün birine 1000 TL veriliyor ve o kişi verilen sürede kendi tarzınızı belli edecek şekilde baştan aşağı giyinmek için alışveriş yapıyor. Vakti dolduğunda bitirdi bitirdi bitirmedi öyle yarım yamalak kalıyor. Güzelce giyindikten sonra diğer yarışmacıların karşısına geçiyor ve eleştiriliyor, giyimine puan veriliyor. Ardından Cengiz Abazoğlu'ndan yarışmacının tarzıyla ilgili yorum geliyor. Hafta birincisi 10.000 TL ödül alıyor.

Yarışmacılar elbise, takı, ayakkabı, çanta alırken sanki ben alışveriş yapmış gibi heyecanlanıyorum. Çok da alışveriş yapmam aslında ama yaparsam sürekli dolaşırım en ucuzunu bulacağım diye. Yarışmacıların dükkan dükkan gezmesi beni eğlendiriyor. Bir de ben pazar gülüyüm. Ucuzcular, pazarlar favorimdir. Bir çantaya 100 lira bile vermem mesela. Onlar öyle para döktükçe dökemediğim paraların acısını çıkarıyorum sanki.

Şimdilik eleştiri üslubunu da beğendim. Şimdilik diyorum çünkü ilerde Yemekteyiz'de olduğu gibi, yarışmacılar para hırsıyla kafayı yiyip birbirlerinin saçını başını yolabilir. Program ekibi ayarı tutturmalı, kontrolü elinden bırakmamalı bence :)

Eğer o saatlerde müsaitseniz oturun izleyin bacım, ben izledim oradan biliyorum :)
Başvuru Formu. Katılmak isteyen blog yazarları olacaktır eminim.

Yarışacaklara başarılar, izlemek isteyenlere iyi seyirler diler, okuyanların da burnunu ısırırım sevgiyle.

Tinky Pinky | bir Twitter gülü

Merhaba, Damat Ferit'in "göbek üstü edebiyat" yazı dizisini okuyanlarınız vardır. Hani o yazı grubunda gerçekleşen bazı olayları eleştiren hakkında çeşitli teoriler, geyikler, dokundurmalar yapılan akıl dolu yazılar. Hımm işte dün geldim gördüm ki damadım feridim geleceği görmüş sanki. Blogunda senelerce yazdığı yazılarla değilde 140 karakter ile sınırlı zekalarıyla tweetler atan damadın deyişiyle göbek üstü edebiyat grubuna mensup "Green Aristo" isimli kızımızın yaptıklarını, yazdıklarını görünce yapılan eleştirilerin ne kadar da haklı olduğunu gördüm. İnsanın ruhu nasılsa o da diline yansıyor işte, ne yaparsın.

Bu şekilde twitter'da bir iki takipçi ile kendini star zanneden "kıskanmayın köpekler" diyen o biz çilekeş, cefakar, dert çeken, dürüst, ekmeğinin peşinde koşan, boğazından haram lokma geçmeyen:P blogcularla kendini bir tutmaya çalışan, üstün gören, onun yazdıklarını çalan, sonra da sahiplenip kitap yapan, mağduru oynayan, 140 karakter ile fenomen! olan kişileri görünce çok üzülüyorum. Onlara ben de kendimce bir lakap taktım. "Twitter Gülü". Eskiden kaldırım gülleri vardı biliyorsunuz sonra bayır gülleri falan. Artık nerede o eski kaldırım gülleri diye hayıflanmanıza gerek yok çünkü artık twitter gülleri var. Tüm dertler bitti! Gülüm benim gülüm benim twitterım canım benim resmi marşları, çok otantik. Solist olarak da twitter güllerine Nihat Doğan ve Seda Sayan'dan birini öneriyorum, düet de yapabilirler hımm tadından yenmez :P


Şimdi isterseniz twitter güllerinden biri olan bir kızımızın profilini inceleyelim, ve onun üzerinden twitter güllerini anlamaya çalışalım. Değişik bir yaşam formu gerçekten :P

1. Eleştiriye tahammülleri yoktur. Herhangi bir şeylerini eleştirmeye kalktığınız zaman yemediğiniz hakaret kalmaz, götten kan bile alırlar Necati akıllı ol! :P Bu arada kızılay da açıklama yapmış "götten kan almıyoruz arkadaş ne diye meşgul ediyorsunuz kurumu" diye bunun üzerine. İlginç:P

2. Kendisine herhangi bir ortamdan mesaj atan kişiye "aaa iyice arkadaş bellediniz siz de beni mesaj atma imkanınız var diye, bu ne biçim şeydir yeaa en sevmediğim şeyler" tarzında azarlayabilir. Sanırsın bir Barack Obama ya da Lebron James falan. Halbuki bilmiyor ki sadece bir twitter gülü. Ayrıca psikolog yakınlarım var twitter güllerine indirimi yapıyor, hatırlatayım dedim :P

3. Yıllardır blogunda yazılar yazan twitter'dan önce de bu alanlarda popüler olan daha dünkü çocuk olmayan biri ile kendini aynı kefede tutan hatta onla beni aynı kefede saymayın ben twitter gülüyüm diyebilen insanlardır. Bu durum ileride Ajda Pekkan adam olsun ben varken ona ekmek yok burada olayına kadar gidebilir. Yazık :P

4. Green Aristo, Yellow Table, Red Pencil, Purple Einstein tarzında isimlerle ortalarda gezinirler. Twitter gülü dedin mi nick böyle olur, örnek budur. Eğer sizlerde birer twitter gülü olmak istiyorsanız ilk adımınız bu olmalı ve kendinize bu tarz isimler belirlemelisiniz :P

5. Rivayete göre anaları onları kadir gecesi doğurmuştur. Erkek için Necati, kız için Peluş.

6. Yaşlarını ne olursan olsun Teletubbies izlemekten kendilerini alamazlar. Zeka seviyelerine uygun bir nitelik gösterdiğinden olabilir. Twitter gülleri pembe bir teletubbie olmadığından dolayı, bu açığı kapatmak için "Tinky Pinky" adında kendi karakterlerini bile oluşturmuş diyorlar vee dillerde dolaşan hep aynı türkü;

"batarken güneş, ardından tepelerin
............... twitter güllerinin"
(fill in the blanks)

Kısacası, 1 blogger > 1 twitter gülü x 10000 twitter armudu

12 Ekim 2016 Çarşamba

Uçakta Yanımda Oturan Güzel Kız | Mektuplar 4 - Rüyalar 1

Merhaba, bu mektubum sana belki hiç ulaşmayacak biliyorum ama olsun ben yine de yazmak istedim. Konuştukça açılıyorum ben, kanım hala deli biraz. Evet delikanlıyım, ruhum genç, her ne kadar yaş 27 olmak üzere olsa bile. 30’a 3 kalmış aman Allahım! Kendimi mi kandırıyorum acaba çünkü eve gelince işten bazen kendimi çuval gibi hissediyorum. Biliyorum çok acı dolu bir yaşam, üzüldün benim için hatta boynuma sarılıp beni teselli etmek istedin ama önce seninle hiç bitmemesini istediğim yolculuğumu anlatayım istersen, sonra bana sarılma planlarını yapabilirsin :) (Mektup Dışı) (Başka teselli etmek isteyen varsa bu yaralı yüreği haber versin sıra numarası vereyim 57 kişi sırada. 2-3 yıla sıra gelir sanırım, sabrın sonu selamettir) (taktik 1) :P


O gün, hemen uçsak da evimize gitsek havasındaydım. Çünkü uzun zamandır sevdiklerimden uzaktım ve duygu yüklü bir insan olduğum için bu da beni üzüntülere sürüklüyordu. Sessizce başım önde dikkatimi çekmeye çalışan Paris Hilton'un teyzesinin kızına benzeyen sarışın hostese bile! bakmadan bana ayrılan koltuğa oturdum. Yorgundum da aslında kemerimi bağlamaya bile üşeniyordum "amaann canım nasıl olsa çözeceğiz geri niye bağlıyoruz biz bu kafayla Avrupa Birliği’ne bile giremeyiz, elin gavuru hiç öyle mi hem eskiden kemer mi varmış" diye salak düşüncelere dalmıştım akşam ne yesem acaba diye düşünüyordum ki, o ara yolculuğuma renk katan, kan dolaşımımı hızlandıran, kaşar hostesi kıskandıran sen geldin. Nereye oturacaksın diye beklerken geldin yanıma oturdun.

O an heyecanlanmadım desem yalan olur. Ne yapacağımı şaşırdım, aklım başımdan gitmişti sanki ama çabuk toparladım ve yıllardır pek fazla kullanma fırsatı bulamadığım "telefon taktiği"mi sana uygulamaya karar verdim. Neden yaptım bunu, nereden aklıma geldi ama mantıklı bir cevap bulamıyorum kendime. Taktiği yaşadın ama nasıl bir şeydi, ne gibi şeytani planlar yaptım bunu bilmek senin de hakkın. Hem ben bunu bloga yazıyorum bu sayede gençler ilim ve irfan ile dolmuş olacak yaa. Bu durumda sen de bir kobay gibi oldun ama hayattt işte. :)

Elimi telefon gibi yapıp kulağıma götürmek suretiyle bir arkadaşımla sohbet eder gibi yaptım. Konuşmalar aynen şöyle oldu, hayal edebiliriz daha bilgilendirici olur. Düşünüyorum da şimdi, alkol alsam ancak bu kadar çapsız hareketlerde bulunabilirdim galiba. Doğuştan kanım "leyla" benim sanırım :(

"Necati merhaba, nasılsın işler nasıl gidiyor. Ben de ne olsun işte ya uçaktayım İstanbul’a gidiyorum. Hımm evet öyle vallahi Tayyip değil mi ne zaman adam olacak ben de bilmiyorum zor gibi ama bence, umutsuz vaka. Anasına babasına yazık sen o kadar yeme yedir, içme içir, gezme gezdir, top oynama oynat o gitsin sonra böyle olsun. Zor vallahi. Neyse canım bizene, sen onu bunu bırak da şimdi yanımda bir kız var görsen "abi sevdiysen git evlen, babası belki verir, ne kaybedersin" dersin öyle güzel, öyle hanım. Amanda aman yani. Kelimeler kifayetsiz kalıyor yahu, ne desem bilemiyorum dur dur bağırmadan konuş duyacak kız. "Merhaba nasılsınız memleket nere" desem çayına şekerini ben atsam olur mu sence? Hımm memleketi karıştırmayayım diyorsun evet şekersiz de içebilir çayını haklısın Necati ben bilmediğimden işte tecrübesizliğime ver, ileride çocuğum olursa ismini Necati Can koyacağım, hoşçakal Necati!"

Evet bu uzun konuşmayı yapıp etrafımdakilerin tüm dikkatini üzerime çektikten sonra döndüm sana hatırlarsın sen de bana bakıyordun zaten garip garip ve dedim sana bir "merhaba” ve sen bana dedin "Hi, but I can’t speak Turkish." O an var ya oradan yok olmak istedim, o kadar konuşma boşa gitmişti (aslında merhaba dediğimi anlamış Türk olduğumu da anlamış ama bundan fazlası çalışmaz benden mesajı hımm) ve şaşkaloz yolcuların boşu boşuna gülüşmelerine neden olmuştum :( Ruhum genç demiştim ya vazgeçtim çocuk bildiğin çocuk 0-5 yaş. O çocuğu bulursam keseceğim bir gün zaten!

Sen öyle deyince ben de hemen "ohh sorry baby yanlış numara, what's up" dedim ve kapadım ve Necati’yi tekrar aradım tek cümle söyledim. "Necati oğlum kız İzmirli dedin zenci çıktı" Neyse ki bu son aramayla yolcuların bazılarının kahkaha atmalarına sebep olup gönüllerini kazandım ve başarısızlıkla ve rezaletle sonuçlanan stand up’mı gönüllerin şampiyonu olarak tamamlayıp, boş ver üzülme genç bugün olmadı yarın olur moralini bozma telkinleriyle başımı öne eğiyordum ki yavaşça, arkadaşım Necati'nin "ukturk kalk kalk uçağa kaçıracağız oğlum ancak yetişiriz dana gibi yatıyorsun hala ne sorumsuz oldun sen yaa" demesiyle uyandım o güzel uykudan.

Uzun zaman sonra rüya görmenin mutluluğunun yanında rüyamda Heidi Klum'a benzeyen kızın ismini öğrenemeden uyanmanın verdiği mutsuzluk bir aradaydı. Uçağa binince yanıma kim oturacak diye beklerken boşuna beklediğimi farkedip Necati ile başbaşa kalacağım gerçeğini kabul etmek zorunda kaldım. O zaman anladım böyle şeyler ancak rüyada olur diye, nereden bizde öyle şans ah ah. Ama böyle bir olay olunca böyle gereksiz taktikler uygulamama gerektiğini de öğrenmiş oldum. Anlayacağınız bu uzun mektup, rüyamda uçakta yanıma oturan güzel kızaydı. Yoksa nerede güzel kız bulacağımda ona mektup yazacağım ben, ancak rüyalarda işte. O da 10 yılda bir :(

Uzun zaman rüya falan görme sonra böyle şeyler gör, ayıptır günahtır. :) Kim bilir ne zaman bir daha rüya görürüm, belki de rüya konusunda şansım açılmıştır. 2 gün önce Heidi Klum'un ikizi girdi yarın da Scarlett'in halasının kızı girer. Onunla da tren yolculuğu yapmak istiyorum. Teşekkürler :P

Ayrıca bu mektubu okuyan çekirgeler varsa onlara not, telefon taktiği işe yaramaz bir taktiktir ama bazen tutar büyük hasılat yaparsınız. Genelde hüsran ve rezil olma ile sonuçlanır ama sonunu düşünen kahraman olamaz o da var :P Ama hoş ve eğlenceli bir vakit geçirmek istiyor azıcık da dalganızı geçmek istiyorsanız... yine de uygulamayın gidin biraz hava alın, hızlı nefes alıp verin daha güzel :P

Not NOT:
Artık geldim ipe sapa gelmez yazılarımla sizlerle olacağım. Kendimi Tayyip gibi hissettim bir an. Sevgili blogdaşlarım beraber yürüdük biz bu yollarda diyecetim az daha aman :P Ayrıca blogumuz BlogMania gittikçe efsaneleşiyor. Cesetizleri efsanesinden sonra şimdi de Bidost efsanesi buralarda yaşayacak. Bi dost kardeşimdir ona uzanan eller kırılsın, blog yazma özgürlüğü engellenemez. Yaşasın blogların özgürlüğü. Tanrı blogları korusun ve yüceltsin. Ya Allah ya bismillah. :) Solcu, islamcı, milliyetçi sloganlara sahip blog BlogMania gurula sundu efendim :P

beni tanıdılar siz kaçın!

hiçbir anonim blog yazarı istemez ki yazdıkları "reel" hayatından birileri tarafından kimliği bilinerek okunsun. hangi konuda, hangi tarzda yazarsa yazsın, eğer anonim kalmaya devam etmek istiyorsa ve güvendiği (belki) birkaç kişi dışında herkesten saklıyorsa bir blogu olduğunu, tanınmak onu rahatsız eder.

beni de rahatsız etti nitekim.

bazılarının hâlâ kabullenemediği anonimlik müessesesi; ne rahatça küfretmek için, ne kendimi farklı tanıtmak için, ne de blogumu yalan yanlış olaylarla doldurmak için tercih edilmişti benim tarafımdan.. benim anonim kalma isteğimin tek nedeni, "bi dost" isimli blogumu günlükten farksız kullanmamdı ve ben günlüğüm okunsun istemiyordum beni tanıyanlar tarafından. kim ister ki? kim en bunalımından en sevinçlisine kadar bütün ruh hallerini açıkça yazdığı, mahremi sayılan bir şeyleri başkaları okusun ister? "e" diyeceksin, "ama bunu internette yayınlayarak okunmasını istemiş olmuyor musun?" evet, oluyorum ama yüzyüze baktığın insanların okuması ile, hayatın boyunca hiç görmediğin ve görmeyeceğin (istisnalar hariç) insanların okuması bir değil. ki buna rağmen, yani okuyanların büyük bir kısmının beni hiç tanımayacak olmasına rağmen yazmaktan çekindiğim ya da yazıp-utanıp-pişman olup-bu kadar açık olmamalıyım deyip ertesi gün kaldırdığım yazılar da oluyordu. kimse istemez en derinde ne hissettiğinin bilinmesini.

hal böyle olunca her kişisel blogun bir eceli oluyor. birileri çıkıp da "ehehe buldum seni, höhöhö yakalandın salak, ahaha herkese söyliycem" diyene kadar gönlünce at koşturduğun yer, bunlar olunca kapılarını kapatmak zorunda kalabiliyor.

benim blog da kapattı kapılarını nitekim.

son zamanlarda düşünüyodum bazı bazı aslında, "acaba ne zaman ve neden son vericem blog işine" diye, hiss-i kable'l-vuku imiş meğersem :p üzüldüm mü diye sordum kendime, yok, pek de üzülmemişim. kötü gün dostum olmuştu blogum benim, zor zamanlarımı blog sayesinde daha kolay atlatmıştım. derdimi anlatıp, teselli edilmiştim. iyi olmuştu. o an iyi gelmişti. fakat artık rahatlık yok, dolayısıyla açık durmasının bi anlamı da yok.

bu asla "görülürse biterim! öldürürler beni!" korkusu değil. zira (gene bilen bilir) hiçbir aşırılığım yoktu hiçbir konuda. ha, yalnızca bazı çekiştirdiğim kişiler vardı, onların görmesi iyi olmazdı (:P) ama onun dışında bir korkudan değil, ağladığını gören kimsenin yüzüne bakmaya utanır ya insan, benimki de o hesaptı. hayırlısı her şeyin.

o halde buradan duyurmuş da olayım, kapattığım blog sadece "bi dost" isimli blog. yeteneksiz ve sıkıcı yazılarımı gerek buradan, gerek shema ahalisi blogundan okumaya devam edeceksiniz. ya da etmeyeceksiniz, hiç sorun değil. ben söylemiş olayım da.

derken satırlarıma son veriyor, bir de kandilinizi kutluyorum. görüşmek üzere.

11 Ekim 2016 Salı

Nalan Haznedar

Ni hao pıtırcıklar, 

Gene bir blog tanıtımı ile gönlünüzde taht kurmaktayım. Aslında yeni olan ve benim de yeni keşfettiğim ama kökleri benim için çok daha eskiye dayanan bir blog. Başka bir blogta gezinirken şans eseri rastladım. Hani herkes rastlamıştır aynı isim ve soy isimli birilerine. İlk etapta öyle düşündüm, sonra bir baktım bir fotoğraf. 


"ulan bu bizim Nalan'a ne çok benziyor"

Halen daha o olduğu ihtimali geçmiyor. Niye böyle bir mallık düşünüyorsam. "Gene" hani sokakta birini tanırsın ama emin olamazsın, bu yüzden bir şey deyip dememek arasında kalırsın ya! Hah, işte o oldu anacım. 

"Kız Nalan naber? Aaa senin de mi blogun var mı?" deseydim şimdi. "Oyş güzelim nereden tanışıyoruz" deseydi onca yorum altında rezil olsaydım sonra. Tabi fazla götten attım şimdi farkındayım. 

Neyse.. Sonra facebookta bir sayfada benim bir arkadaş onun katıldığı bir yarışma için (onun da arkadaşı) yorum yapıyor. O zaman "işte bu o" diyorum.  

Ve başlıyorum blogunu incelemeye: Anam, dibimizde ne cevherler varmış diyorum hiç haberimiz yokmuş! Bu arada Nalan ile olan tanışıklığımdan bahedeyim. Tam hatırlamıyorum kaç senesi ama liseden önceydi aynı dershanedeydik.Oradan tanıyorum, farklı liselerde okuduk ama küçük bir yerde yaşayınca herke birbirini tanıyor. Çok sevimli bir kızdır da ama bu denli modayla alakalı olduğunu bilmiyorum. Özellikle kıyafet tasarladığını duymamıştım. Bir alttaki resim ve yandaki mavi resim ona aitmiş. Bu arada alttaki kız da bizim memleketten. İzmir'in kızları halt etmiş Arhavi'nin kızları yanında. haha! :D Bana bakın yeter! Tamam yeter bu kadar şımarıklık kızlar hakkında konuya geri dönelim. Diyeceğim şudur ki takip edilesi bir blog. İlerleyen zamanlarda çok daha güzel şeyler çıkacağını düşünüyorum.

Dostluklar... 

10 Ekim 2016 Pazartesi

Biscolata Starz Reklamı

Merhaba Blogmania kuzuşişleri..
Ben geldim, yazar oldum. Ukturk reis beni yazarlığa aldı sağ olsun.


Biscolata Starz reklamını gördünüz mü bilemedim ama görmediyseniz görün istiyorum.
Youtube linki burada. Alternatif link de burada

"Hayatın tadını bilen kadınlara" demiş, güzel de demiş. İlk defa sadece reklamı nedeniyle bir ürün alacağım sanırım. Üstelik çikolata da sevmiyorum. Gerçi Şölen yaptı mı her şeyi güzel yapıyor zaten. Sayesinde çikolatayı sevmek üzereyim.

Kadınlara yönelik erkek bedenli göze hitap eden hoş mu hoş bir reklam yok diye çığrınıp duruyordum. İhtiyacımız olan şey Biscolata reklamı imiş meğer. Üşenmiyorum, oturup reklamı izliyorum. 
Biscolata yediğimi hayal ediyorum da, reklamın sonunda kendinden geçmiş bir halde bisküvi yiyen kadın gibi olacağım kesin. O güzelim erkekler bir bir gözümün önüne gelecek, hepsi benim için çalışıyor, benim mutluluğum için, beni beslemek için çalışıyor kaslarına kurban olduklarım. 

Sosyal medya dediğimiz güzellikte de sayısız olumlu yorum yapılıyor reklam hakkında. Kadınlarımız, güzel kadınlarımız büyülenmişler kaslı erkeklere. Reklam, sosyal medya kadınlarından tam not aldı kanımca. Erkekler ise pek sessiz, kıskanıyorlar belli ki.

Televizyonda şöyle cillop gibi erkek görmeyeli uzun zaman olmuş galiba, reklam sayesinde anladım ben de. 
Ee hadi bakalım, ne yapıyoruz şimdi?
Hemen Biscolata Starz almaya gidiyoruz. Yerken de yakışıklı mı yakışıklı mı kaslı mı kaslı sempatik mi sempatik erkekleri hayal ederek Biscolata yiyoruz.

Not: Yeminle reklam parası almadım. Ama göz kırpan erkeğin numarasını bana ulaştırabilirler, hayır demem.
Not2: Yazıyı sabahın köründe yazmıştım, ne olduysa oldu ve birden sosyal medya Biscolata'yı keşfetti. Erkeklerin yorumları ise Youtube video altı yorumlarından farksız. Yok efendim Türkiye'de böyle erkekler yokmuş, çok beklermişiz, sonunda yine göbekli Türk erkeklerine kalacakmışız. Biz de bu yakışıklıları evlat edinelim demiyoruz ki bakmak parayla mı kardeşim alla alla, siz de yakışıklı olun size de bakalım, yok ama nerdeee.. Adamlar yakışıklı işte, çatlasanız da patlasanız da cillop gibi herifler işte. Ohhh yarasın hanımlar.. 

9 Ekim 2016 Pazar

Kızların kalbine giden 5 kutlu yol

Merhaba, bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok düşündüm. Hatta emin olamadım rüyaya yattım ama rüya görme özürlüsü bir olduğumdan göremedim hiçbir şey. Shett :) Ama cesaretli bir blogger olduğumdan mütevellit yazmaya karar verdim. Hazırım, umarım sizler de hazırsınızdır inşallah (anlatım bozukluğu var) ... Ben de iyiyim sağolun, eee ne diyorduk hımm "kızların kalbine giden 5 kutsal yol ile ilgili erkeklerin üretmiş olduğu 5 varsayım" :) Bu yolların bazısı toprak, bazısı asfalt, bazısı duble yol (tayyip yapmış). Durmak yol yol'a devam :)


1. Kuyumcu, Tek taş yüzükçü, Beşi bir yerdeci, Trabzon burmacısı...

Başlıkta gördüğünüz gibi bu böyle gider. Mesela bunların üstüne tria pırlanta yüzüğü, kolyesi, küpesi falan da eklenebilir. Bitmez ama kızların kalbine giden yollardan biridir. Bunu unutmamak gerek. Tak tek taşı böyle kocaman taşlısından bilmem kaç karat. O kalp damarları var ya kocaman olur böyle 5 şeritli otoban, hız sınırı yok, süratle kalptesin. 5 saatlik yol olur sana 1 saat. Hızlı tren halt etmiş bunu yanında :) Mücevherin gücü adına:P Üstüne evlenince bir de trabzon burması böyle kocaman bir şey :) of off o kalp hiç kapanmaz, onlara baktıkça seni hatırlar, sever. Ama fazla alıştırmamak gerek, ocağınıza incir ağacı, erik ağacı veya şeftali ağacı falan dikebilir bu yüzükler sonra öhömm :P

2. Sütlü, sütsüz, az sütlü, çok sütlü Çikolata

Kızlar çikolataya bayılır. Kim sevmez ki, ben de severim. Ama kızlar daha çok sever. Belki de rol yapıyorlardır bilemiyorum ama hangi kızı görsem hep şu modda, "ayyy çikolata için ölebilirim, ama kilo yapıyor yaaa". Bu durumda hemen kıza hayır canım gayet güzelsin çikolata yedikçe daha da güzelleşiyorsun o yanakların böyle daha da al al oluyor gibisinden şeyler demek gerek ki kız çikolata yesin, mutluluk hormonu salgılasın, enerji dolsun :) Yaa gerçekten kilo alırsa diye endişelenmeyin size kız mı yok ya aaa :P Çikolata seven kızlarımıza hediye olarak daha önce tatmadığı çikolatalardan hediye etmeniz pek önemli, kalp damarlarını açar, sağlığa çok faydalı :)

3. Jeep, otomobil, motosiklet...

Bu her kızın kalbine giden yolu açmaz. Bazısının yolunu otoban yapar hemen, bazısının yolunu topraklıysa asfalt yapar, bazısını ise hiç etkilemez. Etkilenmeyen kısım bizi ilgilendirmiyor. Hah :) Onlar otobüse devam, kışın üşümeye devam, hasta olmaya devam (damardan girerim:P) Her araba her kızı etkilemez, işte bazısının alt sınır bir mercedes bmw iken bazısının alt sınır ise bir şahin bile olabilir. Ayağımı yerde kessin yağmurda kalmayayım da düşüncesi yatar bunda. Ben kız olsam en az hımm mesela hyundai almadan gelme yanıma derim. "Şahine binecek kız değilim ben, kliması bile yok yeaaa ayyy vıcık vıcık" :P

Ama az da olsa çok da olsa bir 4 teker etkiler klabe giden yolları, OGS geçişi yaptırır, işleri hızlandırır :P Arabanın kalitesine göre işte KGS falan da olur bu geçiş. Köprülerde nakit geçiş kalktığından arabası olmayan giremez İstanbul'da o kalp yolllarına, yağ bağlar o yolları tıkanır nan haha. İstanbul kızları işte ah ahh, Ankara kızı öyle mi ne cefalara katlanır :P İzmir'in kızları hakkında da atıp tutmak istiyorum ama tanımıyorum, ama tanışmak istiyorum hihi :P (arabam var İzmir yollarında yağ gibi akar ona göre dizayn edilmiş hehe)

4. Sahip çıkılmak, kıskanılmak, sarıp sarmalanmak.

Kızların kalbine çıkan en büyük yol. Taa yüzyıllardan beri. Zamanında bu yolları eski yunanda IV. Kaanilates yaptırmış günümüze kadar gelmiş. Öyle hiç sahiplenmeyen, uzak duran, onu savunmayan, sarılıp kucaklamayan, mezhebi geniş olan, onu kıskanmayan, hasta olduğunda ona çorba yapmayan oğlan çocuğunu ne yapsın kızlar. Ayyy sen de erkek misin, ben daha erkeğim diye çıkışabilirler. Gayette haklıdırlar. Ama onu sahiplenirsiniz, kıskanırsanız (aşıraya kaçmadan) o zaman o kalp yolları sorgusuz sualsiz cennetine alır seni. Vallahi en büyük yol bu, göz ardı edilemez. Hatta tek başına bile yeterli, diğerlerine gerek bile kalmaz. Sevmek ve sevilmek kadar daha üstü bir değer var mı, bir araba ile iki kuruşla karşılaştırılabilir mi :) Hımm düşünmek gerek 1 trilyon mesela hımm ehe :P

5. Büyükşehir çalışıyor, kazı çalışması, bitmeyen yollar, çukura düşen tekerler...

Hiçbir şey o yoldan geçmez. Kalbe gitmek imkansızdır. Hiçbir şey memenun etmez kızları. Ağzında kuş tutsan "ayy yaa onu kardeşim Memoş bile yapıyor hadi şimdi tek elle amuda kalk, gömleğini çıkar sonra da 10 takla at" diyebilirler. Hep diğer arkadaşlarının sevgililerini örneklerler size. Mesela, "Selin'in sevgilisi Rıza hiç böyle değil ama ya sen, ben bunları hak etmiyorum ühühühüüü" Kalbe giden yolda bir aşamayı geçersin evet tamam diyeceğin vakit bir çukur çıkar teker patlar. Kalbe giden yol hep çalışma altındadır, o üstgeçitler bir türlü bitmez:P Zordur azizim zor, anlamak daha da zor.
*
Kızların kalbin giden 5 yolu açıklamış olduk. Bunların hepsi dediğimiz kabul görmüş 5 teori, benim görüşlerimi yansıtmıyor :P Yani genel erkek görüşleri. Ekibimizle 100 kişiye sorduk bu cevapları aldık :) Ben 4 diyorum :P

Burcu Esmersoyu sevmemek için 5 sebep!

Merhaba, geçen hafta twitter'da en sevdiğim kız isimlerini yazmıştım sonra da sarışınlar beni hipnotize ediyor kendimi kaybediyorum demiştim. Tribünlere oynamıştım. Ahh gençlik! İşte Merve, Burcu, Zeynep, Ayşe isimlerini falan seviyorum demiştim. Ama bu durum Burcu Esmersoy isimli çakma sarışını (soyadına bakınız, Esmersoy kesin çakma, soyu esmer nan!!) tvde orada burada görene dek sürüyor. O an o Burculara olan aşkım, sarışınlara olan kara sevdam yok oluyor, çok üzülüyorum :( Burcu ismine olan sevgimi kıskanan çeşitli çevreler var sanırım. Organize işler bunlar! Mesela, daha önce Burcu Güneş isimli kadını sevmediğimden bahsetmiş, büyük kitlelerin desteğini arkama almıştım öhömm. Çeşitli çevreler tarafından Burcu ismine olan sevgiyi azaltma çabaları bunlar, Nazan ve Handan kardeşlerin oyunları bunlar!


Çoğunuzun Burcu Esmersoy denildiğinde yumruklarınızı sıktığınızı hissediyorum!! Burcu Esmersoy! Bakınız bir daha dedim parmakların saflarını sıklaştıralım. Bur.. hehe şaka bu kadar yeter :P Nedir bu Burculardan çektiğimiz. Bir de mesela "Burcucum çok güzel çıkmışsın" hadisesi var, evlerden ırak:P Neden Burcu Esmersoy isimli şahsı sevmiyoru(z)m daha anlaşılır olması için maddeler halinde açıklayacağım öhömm.

Burcu Esmersoy'u sevmemek için 5 büyük neden nedir diye halka sordum objektif bir yazı olsun diye. Halk ne derse o! Big "PR"oblem!

1. Havalar çok soğuk, üşüyorum - Ankara'dan Ahmet Ç.

Geçen gün gece dışardaydım eldivenlerimi unutmuşum elimde de bir çanta var ağırca biraz. Bir elim dışarıda, diğeri cebimde biri üşüyor, biri sıcak. Arada el değiştiriyorum, söyleniyorum falan. O an aklıma Burcu Esmersoy geldi. Heralde biraz biraz ısınayım istedi melekler, hülyalara dalayım istediler (ne iyi melekler var), çok mu şey istedim, işe yaramadı. Buz gibi hava kazandı, Burcu kaybetti, etkili olamadı gol yollarında. Son vuruşlarda etkisizdi. O an terkettim onu, acıklı oldu sonu ama mecburdum. Hava soğuk zaten bir de Burcu dondum! Göründüğü gibi değilmiş. Televizyon şişman göstediği gibi sıcak da gösteriyor galiba:( Yüce Tanrı'm! Bunun üzerine oturdum aşağıdaki dizeleri yazdım, gerçeği tercih ettim, veda ettim ergen hayallerime ve üşümeye devam ettim ama ölmedim "♥Ü$üЧQЯum , hαvα sQğuK fàĿàη i$Tè, SıKı sıKı giЧiηDim αmα Чiηè Dè... àηĿα , mèvzu Kı$ DèğiĿ, Sèηin sQğuKluğuη, DQηDum Làη!!.♥"

2. Pizza sevmiyorum - Urfa'dan 35'lik Hikmet

Pizza'yı sevmiyorum ben. Sanırım Burcucum pizza reklamında oynamış, geçen gördüm bacaklarından tanıdım. Hatta dedim bizim Rıza ile Fiko'ya. "Oğluumm bu kesin Burcu, o sol dizdeki kıvrımı gördün mü" diye. Nerede görsem tanırım o dizleri, dans severiz bizler arkadaşlarca, valssiz, tangosuz yaşayamayız biz! Neyse ne demiştiniz... Hıı manken model Burcu pizza reklamında oynamayacaktı çok darıldık biz "Öz Urfa Kebap Salonu" çalışanları olarak, kendisini buradan kınıyoruz! Dans etsin o hep. Kendisini belki bizle bir salsa falan yaparsa affedebilir yeniden sevebiliriz. Yoksa bizi kaybeder, kendisi bilir biz de yeniden Yeliz Yeşilmen severiz!

3. Sporu seviyorum - İstanbul'dan Asabi Rıdvan

İçimdeki spor aşkı hiç zaman bitmeyecek. Küçük yaşlarda başlayan bu sevgim sadece futbol ve basketbol gibi popüler sporlarla değil her türlü amatör sporlara da yönelik. Ama Burcu Esmersoy'un bu içimdeki spor aşkını katletmesinden nefret ediyorum. Bir de dalga geçer gibi spor aşkı diye programda sunuculuk yapıyor bu kadın. Ağlamaklı oluyorum :( NTV'nin türk sporuna yaptığı katkıların yanında böyle katliamları da mevcut! Gördüğüm an kapatıyorum açıyorum yemekteyiz izliyorum. Düşünün içinde bulunduğum ruh halini, sevdiğin şeyi izleyememek ne kadar kötü :( Burcu'ya bir abisi Rıdvan olarak tavsiyem Acun'un programlarında kalması. Biz spor sevdalılarını rahat bıraksın, iki kuruşluk zevkimizi bozmasın rica ediyorum.

4. Scarlett Johansson sevenler derneğine üyeyim - Rize'den Dursun

Bu 35'lik ablayı sevmiyorum çünkü bir Scarlett Johansson sevenleri derneği üyesiyim. Kendisi zamanın birinde buradaki röportajında "Scarlett'e güzel diyen bana demesin kardeşim" demiş. Dernek olarak tepkimiz o zamandan beri sürüyor kendisine. Çok mu güzel sanıyor, hint kumaşı mı sanıyor kendisini. Yani şimdi ukturk kardeşim akıl var mantık var oynat uğurcum bak kim daha güzel, kim daha balık etli, kim daha sıska, kim daha çıtır kim daha yaşlı. Lütfen ama ya Scarlett'e uzanan eller taş olur taş. Fark çok açık birine dünya hayran diğerine ise "nefes alsa yeterler" hayran! Burcu'ya olan tepkimizi her platformda dile etirmeye devam edeceğiz. Bir Scarlett kolay yetişmiyor, yedirmeyiz!

5. İbrahim Tatlıses'in yönetmenliğini beğenmiyorum - Bursa'dan Yalçın

Burcu zamanında biliyorsunuz Azeri Günel'in Didem isimli şarkısının kilibinde oynamıştı. Yönetmen koltuğunda İbo Tatlıses var. Malesef ben ibonun yönetmenliğini beğenmiyorum. Özellikle o klip değişik el hareketleri falan, garip. Burcu'ya olan sevgim o klibi görene kadar sürdü. Mesela Mahsun Kırmızıgül falan yönetseydi klibii hala sevebilirdim Burcu'yu! Zaten antipatik gelmeye başlamıştı bana, bahanem oldu. İbo sebebi oldu. Benim sevgimi kaybetti. Büyük bir kayıp Burcu için! Saçları da siyahmış onu da gördüm, çakma sarışınmış. Bu kadar hayal kırıklığı yeter benim için daha fazla konuşamayacağım sanırım.
*
Bu kadar. Cevaplardan çıkaracağımız sonucu yazalım, sonra da çayımızı içelim soğumadan :)

1. Soğuk, buz gibi, ayaklı buzdolabı, Türk eskimo, çorapsız gezmesin üüşütür hasta olur. 3 çocuk istiyormuş bir tane bile olmaz!
2. Pizzacı, sunucu, dansçı, oyuncu, manken, magazin güzeli.
3. Önce (Seviyorduk) sempatik spor spikeri, sonra (Nefret ettik) medyatik seksi sunucu!
4. Kendini beğenmiş, hayal dünyasında yaşayan barbie'msi, her geçen gün daha da antipatik bir hal alıyor.
5. İbrahim Tatlıses, Hıncal Uluç, Ümit Karan.

Burcu yeaaavrumm. (Burhan Altıntop)

8 Ekim 2016 Cumartesi

Blogleaks 2 | blog aleminde kim kimden hoşlanıyor?

Merhaba, Assenge'in TR şubesi olan ben ve ekibimin ilkini Aralık ayının birinci gününde gerçekleştirdiği Blogleaks'in sıra geldi ikincisini yazmaya. İlk yazımızda yaşını saklayan blogcu teyzeleri ele almıştık, tek tek onları ifşa etmiştik. Karanlıklar aydınlığa kavuşmuş ve bunun sonucunda bir çok teşekkür e-postası almıştım. Bu kez de blog dünyasında çok merak edilen kim kime aşık, kim kimi seviyor, onun için deli oluyor, kimler kime platonik... gibi konuları ele alacağız. Bu kez daha bir sarsıcı olacak, iki blogcuyu birden idare edenler ortaya çıkacak. Her şey daha şeffaf bir blog alemi için...

Bi Dost -->>> Her Boku Bilen Adam (HBBA)

Evet, bu bilgi ilk defa bizde, BlogMania'da. Başka yerde yok! Bi Dost, çok saygı değer şirin bir blogger kardeşimiz. Aynı şekilde HBBA da öyle. Aynı zamanda pek popüler falan. İşte bi dost isimli blogcu arkadaşımız da HBBA'nın süpersonik yazılarına ve bu popüleritesine daha fazla karşı koyamamış sanırım. Tweetlerinde bahsettiği kişi HBBA diyorlar kulislerde. Ben demiyorum öyle duydum! Dedikodu kazanı kaynıyor:P Dikkatimi çekmişti bu durum zaten ama belgem yoktu, sonunda gizli bir tanık bana aşağıdaki ekran alıntısını gönderdi. HBBA yakışıklı mı diye sormuşlar, cevap ise yakışıklı değil sempatik. Yani çok tatlı ayy bir şirin bir şirin demek istiyor. Daha açılamamış sanırım ondan, utanıyor. Buradan dedikoduların boşa olmadığını anlıyoruz. Artık HBBA'nın da haberi olduğuna göre, bilemiyorum ne olacak...haha :)



Damat Ferit ---->> Mia Wallace

Yılın bombası!! Damat Ferit yine rahat durmuyor. Bir çok blogcu kızımızın duygularıyla oynayan damat yeni hedef olarak kendine pek sevgili cici blogcu Mia'yı seçmiş. Dediğine göre Mia'nın yazılarına hasta olmuş. Mia hakkında yazılarından başka bir şey bilmiyormuş, ee nasıl aşık oldun diye sorduklarında ise "ne var canım tanırız zamanla, önemli olan insanlık" demiş. Abayı yakmış, çok güzel bence deyip deyip dolanıyormuş, rüyasında görmüş. Bunun üzerine gittik Mia'ya sorduk, böyle böyle dedikodular var ne diyorsun diye. Mia gayet soğukkanlı bir biçimde "ayyy ona mı kaldım ben, lütfen ama hiç uğraşamam, davul bile dengi dengine. Beni başkalarıyla karıştırdı galiba. Ama çok aşıksa kıyamam ya, ben aşktan anlarım gelsin bir bakalım hal ve gidişine ama 3 kışlık 1 yazlık isterim bir de araba, o zaman belki yanii kesin değil yine de prensiplerim vaar" Bakalım damat ferit bu imkansız aşkına bir karşılık bulabilecek mi? Gelişmeler burada olacak:p

Tüm Blogcu Olan ve Olmayan Kızlar ---->> Can Direkli

Blog dünyasının yakışıklısı olarak nam salmış. Aynı zamanda bir moda blogcusu olması onu daha da cazip kılıyormuş. Gittik ekimizle birlikte, Can'a sorduk ilgi ve talep nasıl diye blog dünyasından? Bize dediğine göre her gün bir çok kez "Caaaaaan benimle evleeen" diye geliyorlarmış. "Çok yakışıklısın, ayy kurabiye gibi çocuk, analar neler doğuruyor" gibi şeylerle maruz kalıyormuş. Seçmek zor oluyor mu sorumuza ise cevabı, "yok ya ne zor olacak önce etrafımda bir çember yaptırıyorum diziyorum karşıma hepsini, alıyorum şişeyi elime çeviriyorum kime gelirse ona evet diyorum. Çok heyecanlı!"

Ukturk ---->> Ella, Efsa

Herkesi yazıyoruz kendimizi de yazalım değil mi? Sağda solda dedikodusunu duyacağınıza ben kendim yazarım hıh! Öncelikle Efsa'ya olan aşkımdan bahsedeyim. Bu bildiğiniz aşk değil ben onun dizelerine, söylemlerine aşık oldum. Beni besliyor her gün yazılarıyla, yaşam kaynağım. Öyle bir aşk yani:P Kim aşık değil ki ama en çok ben, en çok ben, saksı değilim ben!

Ayrıca baktım yıllardır böyle yalnız yalnız zaman geçmiyor ben de yeni aşklara yelken açmak istedim. Şöyle bir tarama yaptım blog aleminde. Yalnız bir güzel aradım, gökte aradığımı hemen yan blogda buldum. Ella. Önce çeşitli allem ve kallem yöntemlerle iletişim kurdum, çok zor oldu ama başardım ve ilmek ilmek işledim hatta gittim tektaş aldım ona ben, dedi baba "çok geç kaldın tek taşımı kendim aldım tek başıma kendim taktım hahay deyip fizyden Nil şarkısı gönderdi bana, üç taş alsaydın olurdu belki diye de ekledi. O zamandan beri çok kötüyüm ama alışacağım inşallah bu duruma :((

Ayrıca;
Loana <----> Rectoa
Korhan <-----> Küfkedisi bilinen gerçeklerimiz :)

Yazı bitti de korkuyorum, hemen uyumalıyım, biraz da ortadan kaybolurum tamamdır :P

Final haftalarında blogcuların ruh halleri

Merhaba, öğrencilerin yılın belli zamanlarında büyük bir heyecanla ve sevinçle ellerinde konfetileriyle karşıladıkları final haftaları başladı, hepsi bitmeden yetiştim sanırım:P 2006 yılında mezun olmuştum ben üniversiteden, hey gidi yıllar. Yaşlandım. O zamandan beri ne final, ne vize ile işim var. Ama buna rağmen blog yazmaya başladığımdan beri hiç bir final haftasını kaçırmadım. Sağolsun finallerle cebelleşen genç (ben de gencim) blogcu arkadaşlarımız yazdıkları hiddet ve şiddet dolu yazılarla haber veriyorlar senelerdir bana bu kutlu zamanları:P


Bu sene de pek bir hareketli yine bloglar, ben de buna kayıtsız kalamadım. Finaller yüzünden blogcu arkadaşlarımızın neler çektiklerini hiçbir masraftan kaçınmadan gittim bloglarında inceledim. Gerçekten çok hüzünlü final haftası hikayeleri ile karşılaştım, kah üzüldüm kah ağladım kah isyan ettim bu çektiklerine.... desem de inanmayın, çok eğleniyorum ben o yazıları okurken, öyle bir şiddet içeren hisle yazıyorlar ki o anki sinir harbini hissediyorum tüm hücrelerimde. Tam bir psikopatlık ruhu var o satırlarda. O heyecanı seviyorum:P Çok iyi bir gözlem(e)ci olduğumdan hemen teşhisi koydum onlar hakkında, çeşitli örnekler seçtim 4 ruh hali belirledim, açıklacağım bunları öhömm :)

- Sevgili Final, nasılsın? http://kayipruhlukediler.blogspot.com/2011/01/sevgili-final-haftas.html

İşte bu örnekte de gördüğümüz gibi bazı arkadaşlarımız final haftasına mektuplar yazarak içindeki sıkıntıyı dile getiriyor. Çok hüzünlü bir tablo gerçekten. Aynı zamadan şizofrenik bir durum :(( Mektup aracılığıyla final haftasından olan beklentilerini dile getiriyorlar kendilerince. Biraz tatlı sert bir uslupla, "artistlik yapma, adam ol, tatsız sürprizler yapma bana" diye tehditler eşliğinde. Mektup ile final hafasına gözdağı vermeler bak bak bak:P O kadar büyük bir bir nefret var gördüğünüz gibi finallere karşı. Halbuki altı üstü sınav cık cık:P Bu mektubun bir de şiir, mani versiyonu var. Onlar daha bir sert. Ben sana ne ettim final haftası diye başlayan arabesk şiirler. Ama mektup çok güzel olmuş, hani final haftası canlı bir şey olsa aşık olur bu güzel dizelere ehe:)

- Leylim Ley http://pembemissbone.blogspot.com/2011/01/final-gelirgecirir-ley-ley-limi-limi.html

Bu hikayemizde tembel bir öğrencinin final haftası hikayesinden bir kesit. Kendisi diyor ben demiyorum ve 6 senede bitireceğim keşke tıp okusaydım gibi çeşitli espriler yapıyor kariyeri üzerine. Okul ile şaka mı olur :P Hatta iş hayatına iki yıl geç atılmış olmanın bana kaybettirecek bir şeyi yok şu anda diyooor. Aaaaa!! Bir de bence vardır kaybettirecek bir şeyi diyen saygı değer okuyucu da "gıcık bak yüzüme! Bu benim hayatım tamam mı!" diyoorr! Aaaaa :) Demek ki hafif derslerden uzak blogcu arkadaşlarda böyle rahatlatıyor kendilerini hımm, değişik bir final haftası vakası:P

- Balataları yakmış!
http://bitlipirelibirminikkedi.blogspot.com/2011/01/yeap-yeap-balatalar-yaktk.html

Bu blogcu arkadaşımızda final haftasında yaşadıklarını resm etmiş. Yaratıcılığını konuşturmuş. İçinde bulunduğu psikolojik durumu çizdiği ahanda şu aşağıdaki resimden görebiliyorsunuz sanırım:P Çok değişik bir ruh hali bence cinli perili resimler çizmek. Burda da final haftasının öğrenci arkadaşlarımızın zihinlerinde açtığı yarayı görmek mümkün bu resimde. Bence bu yaratıcılıkla harcanıyor buralarda kendisi:P Cin'in adı da Osman. Kesin erkek arkadaşıdır kesin!! :P


- Çökmüş! http://bidosttt.blogspot.com/2011/01/cokuntu.html

Bu kızımız da sınav haftaları ile meşhur. Sınav zamanı geldiğinde her yerde "ayy benim sınavım var, çok çalışıyorum, çok çalışmam lazım, çalışamıyorum, aklım başka yerlerde ama ders çalışmam lazım, istersem atom mühendisi bile olurum, abimden çikolata istedim almadı o yüzden ders çalışamıyorum " gibi söylemleriyle beni benden alıyor. İşte yukardaki yazısında da çöküntü başlığını vermiş, o yazıyı yazacağına otur iki satır daha oku değil mi? Haksız mıyım. Haksızsam haksız deyin:P Sınav zamanı blogcu ruh hallerinden en karmaşık olanı da bu. Bunlardan çok fazla var, ne olduğunu anlayamıyorsunuz çalışkan mı tembel mi, lütfen lütfen daha açık olalım. Dedikodu yapamıyoruz :P

Eveeeeet, durum bu. Allah başka dert vermesin gençler. Final dediğin nedir, gelir geçer. Sen, ne olacak bu Fenerbahçe'nin hali ondan haber ver :) Sürç-i lisan ettiysek affola ayrıca:P